“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

20 Ocak 2018 Cumartesi

Erdem Yaşatmanın Ödülüdür/ Kazım Memiç


                
          Yaşamak ve yaşatmak insan onurunun ulaşabildiği en yüce değerdir. Binlerce yılın kavgalı -kanlı  uğraşları insan varlığına bir türlü Barışı öğretemedi .  Bu bir yandan ülkelerin çıkar kavgası olurken, öte yandan da kimi “ Sadist” ruhların kendi uluslarına da doymak bilmez edinimleri için çile çektirmedeki ezinçlerden bitimsiz zevk almalarının varlığındandır. Zaman , onurlu yaşamak isteyen insanlara engeller sunmuş, bu uğurda milyonlar sefalet içince yaşarlarken kimi ülkeler ürettikleri silahın varlığı ve yıkıcı gücüyle asude yaşamayı kendilerine hak saymaktadır.
             
           İnsanlar , yaratılış itibariyle zeka yönünden üstün bir ırkın bireyi olarak dünyaya gelmiyor. Farklılık yaratan, aldığı eğitimin niteliğindendir.  Eğitimi öne alan uluslar farklı olmayı hak eder. Çağın eğitimini öteleyen ve kendi ideolojilerini topluma dayatan yönetim gurubu  ülkelerini zayıflatır ve emperyalist devletlerin maşası olurlar.

           Çok eskiye gitmeye gerek yok. Osmanlının Cumhuriyete bırakabldiği okur – yazarlık oranının % 7 olduğunu belirtmiş olmak yeterlidir sanırım. Kadınlarda bu oran binde 4 olduğu gerçeği de dikkate alındığında Anadolu’nun İmparatorluk hali daha net anlaşılır. Zira , eğitim aileden başlar, bunun temelinde de anne vardır. Cahil analardan bilgin yetiştirmesini beklemek de hayal olur. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin ülkelerin en büyük yatırımı eğitime ayrıldığı görülür. Bilinir ki eğitimde ön alamayanların yarınları karanlıktır .

        Ülkeme bakıyorum, haritamı önüme seriyorum; dağları – ovaları, yaylalarıyla Tanrı’dan armağan bir cennettir. Atatürk Dönemi yeniden doğuşun parlamasıdır. Her alanda Türk’e  Yurttaş olmanın hak ve sorumlulukları o dönemde kazandırıldı. Kula kul olmama düşüncesi Cumhuriyetimizle  elde edildi. Ülke olarak devlet olmanın bilinci ve sorumluluğu gereği tüm alanlarda  Çağdaç Devlet  anlayışı ile gerekli yasalar çıkarılarak var olma savaşında onurlu mesafeler alındı.

          Çok partili dönemle, demokrasi açılımı sanısıyla iktidara gelenler, yabancılara ülkenin kapısını ters açtılar. Örneğin bizim Kore’de ne işimiz vardı ki ! Bizim askerler kimilerine çok ucuz geldi ve bir ABD’li generalin,
          “Bir Türk askerinin maliyeti bize 23 senttir ! “ demesi sonunda NATO’ya alarak soğuk savaş döneminde ordumuzu kendilerine bekçi yaptılar. Bunu yaparken de  yardım adı altında çürük araçlarını bize vererek, ancak yedek parçalarda  ümüğümüzü sıkarak iyice içimize kapattılar. Uçak fabrikamız ABD önerisiyle 1954’te kapatılıp, traktör fabrikasına dönüştürüldü. 
            
            Bugün geldiğimiz noktada , üretim yapamayan , gıda ürünlerini bile ithal eden  ülke durumundayız. Bizim tütünümüzün nesi vardı da yasakladınız? Halk daha mı az tiryaki şimdi ?  Şeker pancarını sınırladınız, ihtiyaç olan şeker noksanını dışardan almıyor muyuz ?  Kağıt fabrikaları kapatıldı,tekel satıldı, maden araştırmalarda dışa ayrıcalıklar tanındı, tarımdan destek çekildi. Hatta köylerimiz boşaltılarak toprak küstürüldü. Pamuğu da , zeytin yağını da , hatta sapı – samanı dahil ithal etmek aymazlığında değil miyiz. Bunun vebalini düşünmeyenler, “ Ülkenin beka sorunu var !” deme durumuna getirdiler. Komşularımızla sırt sırta adım sayıyoruz. Güven yaratmak mı?  Bu, en son nokta.

           Suriye olayına 2011’de aklı eren her yurttaş iktidara, “Yanlış yoldasınız, işin başındayken şu BOP tuzağına düşmeyin” dedi, demekteydik. Kaç yıldır iktidarda olanlar, sağduyunun suyunu bulandırmaktan  başka bir çıkış yolu üretmediler. Hatta bir gecede “Süleymen Şah Türbemizi” yerinden söküp sınıra taşımayı zafer sandılar, halkı inandırmaya çalıştılar.

           İlk görev yerim Hatay’dı . O kentimizin insanlarının kaynaşması, insanlık anlayışı hala hafızamda  bütün canlılığıyla duruyor. Şimdiki haline bakıyorum , karmakarışık ve kuşkular içindeyiz. Kendini dünyanın efendisi sayan ABD’nin şaşkın başkanı elindeki hançeri sınırımıza saplıyor ve orada bir uydu devlet yapma çabasında... Bu duruma gelmemeliydi.
            Ülkelerin gelecek planları yüz yıl ilerisi için kurgulanır. Batı bizi NATO’da kimsesiz bırakmanın ötesinde , aleyhimize işlem yapıyor.  Bunu önceden göremeyenler, “ BOP görevi bize verildi (!)  derken çok mutluydular ve şimdi bu konuda da yanıldıklarını  hatırlayarak, “ Yumruğumuzu bir indirirsek…” hamasetiyle halkın gazını almaya çalışıyorlar.
          Sahi, bu nasıl bir anlayıştır ki, bir yere askeri müdahele için “ Bir gece ansızın …dan başlayarak,adeta davul zurna ile debdebe yaparak , alayişlerle “  işe başlanır mı ?
          Müdahele kaçınılmaz duruma gelmişse, başka yollar tıkanmışsa elbette zaman kaybetmeden sonuca gitmek gerekli. Öyle, “ iki hafta sonra Şam’da Cuma namazı kılmak” aymazlığına düşmeden devlet olmanın gereğini yapmak ulusal bir karar olmalıdır.

          Ancak sözümüzün özünde Birlik çabası  yatmaktadır. Fakat görülen odur ki , devleti yönetenler hala insanlarımızı ayrıştırma yolunda her gün kameraların karşısında canhıraş çaba içindeler. Tüm ulusun tek yumruk olması gerekirken parçalara ayırmak, yapmak isteyenleri bile gün gelir tırmalar. Bunu göremeyenler ne yazık ki  yanlışlarıda direnmekteler.

           Özellikle eğitim ülkenin bekası için ilk sıradadır. Artık şu imamlaşma  yanlışından kesinlikle dönülmelidir.Kurtuluş pozitif bilimin yaygınlaştırılması ve  üretime dönük okullaşma  yolunun açılmasındadır.  Çocuklarımızı artık ezber eğitimden kurtarmak zorundayız.  Yoksa gelecekte onlar bugünün yöneticilerini ihanet etmekle anacaklardır.

            Günümüzde 183 Üniversite var diyoruz da çocuklarımız uluslararasında ilk sıralarda diyemiyoruz. Çünkü eğitimi kısır düşüncelerle dinci bir anlayışla yönlendiren bir erkin açmazındayız. Evet, yeteri kadar, aydın, çağı yorumlayan din adamlarına ihtiyacımız var . Bundan sonrası Dünya ile yarış edebilecek bir EĞİTİM SİSTEMİ kurtuluşumuzun anahtarı olacaktır.
          Her gün bağırıp çağırmak uygar dünyada pirim yapma bir yana , gülünç karşılanıyor.
          Halkı bir ve bütün yapmak görevinde olanlar erdemden uzak kalırlarsa hem kendilerini, hem de uluslarını zavallı durumuna düşürürler. Bunu unutmadan kurtuluşa giden yola, yine Atatürk’e dönmek zorundayız.
         
          “ Milletin hayatı tehlikede olmadıkça savaş bir cinayettir. YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ “ esastır.

         Tevfik Fikret de şöyle der “ Vatan için ölmek de var, fakat borcun yaşatmaktır.”  Bu uyarıları dikkate alarak ulusal kararları doğru ve zamanında alın. Geç kararlar, telafisi olmayan zararlara yol açar. Ülke yönetmek durumun matematiğini çözümlemekten geçer . Leonardo, atalye kapısını üstüne şu tümceyi yazar :

            “ Matematik bilmeyen bu kapıdan içeri giremez.”

Siyasetin matematiğini bilmiyorsanız vay ülkemizin haline …  ______________________(20.1.2018)