“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

2 Eylül 2016 Cuma

Atatürk’ü Anlamak / Kazım Memiç


    Atatürk'ü anlamak için, öncelikle  O'nun okuduğu kitapların hiç olmazsa kapaklarına bakmak gerek. Okumaya yönelmek gerek en azından. Eğitimde, boş bilgiler aktarmak yerine okumak ve okuduğunu uslamlama yoluyla sindirtmek gerek.

          İzin verin bir uygulamamı belirteyim. 1970'lerin başında yine Samsun'dayım. İmam- Hatip Lisesinde Öğretmenim ve lise 2'de Sivaslı yatılı öğrencilerin Edebiyat dersindeyim. Onları okuma sevdalısı çocuklar yapmak isteğim. Sıkıcı metinler ezberletme yerine, yayınevlerinden siparişle indirimli kitaplar getirmeyi önerdim. Özellikle VARLIK YAYINLARI ön sırada. Başarılı sayılmaları okudukları kitaplara bağlı. Belli bir sistem kurduk ve öğrencilerim kitaplarla dost oldular.  Yıl sonunda sınıfın okuma  istatistiğine bakınız. Alınan sonuç, en az okuyan 36' en çok kitap okuyanda 78'e ulaşmış. Sekiz aylık bir bilanço bu.

            
ATATÜRK'Ü ANLAMAK okuduğunu anlamak ve anladığını sindirmekle olasıdır. Düşünemeyen insan ancak bir portördür. Duyduğunu kendi bilgisi sanır.

           O yıl okunan kitaplar arasında  Şiirler de var. Aralarında beni de etkileyen  Nüzhet Erman oldu. Şair Valilerimizden olan Erman "ANADOLU 70" kitabıyla insanı çeken bir anlatıda.  " Bir Adam Düşün" şiirinde hafızamda kalanıyla şöyle diyordu:
            (.....)

            "İneğinin karnı şişip öldüğü gün
             Bir de meşhur davullu - zurnalı düğün
             Yarıladığı halde yolunu ömrün
             Ağlamamış - gülmemiş bir adam düşün

             Dilin varmazken ona adam demeye 
             Ne hakkın var ondan destan beklemeğe
             Duru ayranla kuru soğan. - ekmeğe
             Yarabbi şükür demiş bir adam düşün "

            Ve şöyle devam ediyordu ANADOLU İNSANInı anlatırken.
  
             " AŞKALEDE YAPTIĞI ASKERLİK HARİÇ
               ŞEHİR NEDİR GÖRMEMİŞ BİR ADAM DÜŞÜN "

            Nüzhet Erman, Atatürk'ü özümseyen bir Şair Vali. Gittiği illerde halkla iç içe v e onların dertleriyle hemdert. Üretenle gönül gönüle. Hani tarımda " KENDİNE YETEN YEDİ ÜLKEDEN BİRİ "  olduğumuz yıllar. Hani, ürettiklerimizle, yerli tüketimin kıvancını  sınıflarımızla paylaştığımız yıllar. Ve görülen noksanlıkları kıyasıya eleştirdiğimiz, yönetenleri karikatürize ettiğimiz halde, bir gülümsemenin karşılık bulduğu yıllar. Tek amaçları ülkeyi daha ileri götürmede yöntem ayrılığına düşerek ayrışan Gençlerin  vuruştuğu yıllar.


           Şimdilerde Eğitim Programları  " ULUSALLIĞI ÖTELEDİĞİ İÇİN " yetişen kuşaklar " YURT - ULUS  SEVGİSİ " yok düzeyde! Burada gençleri suçlamak asla düşünülemez. Onlara verdiğiniz eğitim ne ise aldığınız sonuç da o olur." NE EKERSEN ONU BİÇERSİN” demez miyiz? Çocuklara ülke sevgisi verilmeyince, onlar da " Seccademi serdiğim her vatandır" derler. Bu acı, yaşadığımız topraklara ihanet değil midir?

           ATATÜRK, kurduğu Cumhuriyetin öyküsünü 1927 TBMM 'nin açılışında "BÜYÜK NUTUK'" ta anlatmış ve bitirirken  Cumhuriyeti  " TÜRK GENÇLİĞİNE ARMAĞAN ETMİŞTİR." Bizler, TÜRK ÖĞRETMENLERİ Atatürk ve ilkelerini anlatırken, çoğu meslek grubu öğretmenler  Cumhuriyeti karalamakla meşguldüler. "ARKA BAHÇE " olarak dizayn etmekte ustalaştılar o günlerde.

            Yanlış yöntem, eğitimde  uygulanarak  Cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdı Gençleri.  Bırakın GENÇLİĞE  HİTABEyi, İSTİKLAL MARŞI 'na bile saygısızlar çoğaldı. TÜRK BAYRAĞIna ilginin geldiği durum ortada. Siz, kalkar ULUSAL BAYRAMLARI kaldırırsanız, daha ilerisi çocuklara ulusal birlik ruhu veren ANDIMIZI YOK ETMEK İSTERSENİZ, yetişen Gençlik de ULUSAL DEVLETİ yadsır.

             Atatürk, " TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN HALKA TÜRK MİLLETİ DENİR" diyerek, bu coğrafyada  TASADA VE KIVANÇTA BİR ULUS  amaçlamıştı. " NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" sözünü anlamak istemeyenler, kafatasçılık yapılıyor yaygarasını koparmadılar mı? Atatürk'ün DİL VE TARİH titizlikleri hep onurlu bir devlet, egemen bir ulus yaratmak için değil miydi?


            Atatürk'ü anlamak, insanı insan olduğu için değerli kılmak değil midir? Nüzhet Erman gibi, Fazıl  Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi gibi şairler şiirleriyle renk katarken, duyarlı yazarlar edebi ve düşünsel yapıtlarıyla  Cumhuriyetin yüzakı oldular. 



            "HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR" önerisine yönelmek Atatürk'ü  anlamak demektir ki bunun sihirli formülü okumaktır. Çünkü okuyan aynı zamanda sorgulayan demektir.  Çünkü Atatürk diyordu ki " FİKİRLER CEBİR VE ŞİDDETLE ASLA ÖLDÜRÜLEMEZ".  Okuyan fikir sahibi olur. Hele de son yıllarda Atatürk incelemeleriyle öne çıkan SİNAN MEYDAN'ın yapıtlarını okuyanlar Cumhuriyetin hangi koşullarda kurulduğunu daha derinden anlarlar.

           Askeri darbeler, Atatürk adını kullanarak, en büyük kötülüğü  O'nun kurduğu Cumhuriyete yaptılar. Özellikle 1980 darbesi, görünüşte  Atatürk'ü anladıklarını yansıtmak isterlerken, özde ATATÜRK'E İHANET ETTİLER. Her ilde, her  meydanda Atatürk heykelleri açarken, büstler koyarken, öte yandan da ilkelerin altı oyuluyor, ÜLKEDE EKSEN KAYMASI BAŞLATILIYORDU.

              Darbe lideri Kenan Evren, trenlerde Atatürk pozu veriyor, kendini kurtarıcı göstermeye çalışıyordu. Bu noktada bir anekdot anlatmak zorundayım: 

              Nüzhet Erman, Atatürk'ün 100. Doğum yılı olan  1981'de  " ATATÜRK'E GÜLDESTE" adıyla bir şiir kitabı yayınlamıştı. Amaç, Atatürk'ün çeşitli yönlerini duygularla anlatmak. Kitabın girişinde şöyle diyordu Erman:
             
             " Birinci Atatürk değildi O
               O kadar büyük
               Ve o kadar az
               Kimse ikinci Atatürk  olamaz "
        
              1981 salt Türkiye'de değil, tüm dünyada  Birleşmiş Milletler kararıyla ATATÜRK yılı ilan edilerek tüm ülkelerde kutlanır olmuştu. Deniyordu ki : "Atatürk, milenyumun tartışılmaz tek lideridir." Dünya Atatürk'ü saygı ile anarken Evren, Tekirdağ  Valisi Nüzhet Erman'ı RE'SEN  EMEKLİ ediyordu.

            " Kimse ikinci Atatürk olamaz! " söylemine tahammülü olmayan darbe lideri acımasız ve zorbaydı. Atatürk'ün kurduğu TDK ve TTK 'yı kaldırmış, en büyük ihanete yol açmıştı. Anayasa yok sayılmış, haklar, özgürlükler sınırlandırılmıştı. Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları Atatürk'ün özeliydi. Bu kurumların siyasilerin etkisinden uzak kalması için de  İş Bankasındaki hisselerini bu kurumlara bırakmıştı.  Yıpranmanın yolu açılınca kemirenler çok olur ki günümüzde Türkiye'nin hali görülüyor.

            Türk Dil Kurumu unutturulan Türkçe'nin gelişimini sağlayacak, Türk Tarih Kurumu da  Türk'ün unutturulan tarihini gün ışığına çıkaracaktı. Bu kurumlar araştırmaları sonucu yüzlerce yapıt yayımlamışlardı.
       
             Atatürk'ü anlayanları dışlamakla, unutturmaya yol açmak aynı renktedir.

Ne diyordu  Erman  ATATÜRK  ŞİİRİNDE

       " Atatürk'ün vakti çok azdı
         Sıra dağlar vardı önünde Atatürk'ün
         Geçiyordu vakit. - vakti durduramazdı
         Yıllar yılı kuyusunu kazanlar Türk'ün
          Saraydı, düşmandı, satılmıştı, yobazdı
         Atatürk'ün vakti çok azdı

         Kan ve demir- karanlık ve gerçek
         Anadolu'da açan milyonca al çiçek
         Milyonca can oldu kurtuluşun diyeti
         Özgürlüğü, istiklal ve Cumhuriyeti
         Atatürk'ten başkası yaratamazdı
         Atatürk'ün vakti çok azdı

         Sadeyfi, tazeydi, yiğitti
         Yerini kimseler tutamazdı
         Bezmişe ümit, acıkmışa ekmek ve su oldu yanmışa
         Tekti ama çoğaldı sanki, dünyaya yetti
          Mustafa, Mustafa Kemal , mustafa Kemal Paşa
          Atatürk'ün vakti çok azdı

           İhtiyacı yok övgüye Atatürk'ün
          Önemli olan başardıklarımız ve başaracaklarımızdır
          Zehirli otları temizlediğimiz gün
         Ve vurduğumuz gün çürümüş dallara satır
         O kendini - her an - yeniden yaratır
         Yine özgürlüğe hizmetten geri kalmazdı
         Atatürk'ün vakti çok azdı

         Türk istiklalini - Türk Cumhuriyetini
         İlelebet muhafaza ve müdafaa etmektir
         Ey Türk Gençliği - Birinci vazifen
         Emanetimi sen koruyacaksın  - sen
         Bilemez başkası kıymetini
         Sen uyanıksan yaşıyorum demektir
         Böyle gördü hep - böyle söyledi - böyle yazdı.
         ATATÜRK'ÜN VAKTİ ÇOK AZDI.

            Cumhuriyet kurulduğunda ortaya konulan irade, yabancıların elinde, iradesinde olan tüm değerler devletleştirilerek toprağıyla, ekonomisiyle, egemenliğiyle  TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE'dir. Bunun için de tüm kurumlarıyla ulusallaşmak.


           " Atatürkçüyüm  " diyen darbeciler, en büyük darbeyi Cumhuriyet değerlerine vurdular. İmamlaşmaya yeşil ışık yakarak eğitim sapmasından öte, cemaatlere kapılar aralandı. Böylece Devlet Kadroları cemaat elemanlarına açılarak, evrensel değerlere açılan kapı bidatlara sunulur oldu. Yeniden tekke kapılarında istekte bulunan bilisiz yurttaşlar çoğalır oldu. Oysa Atatürk, tek inanç kaynağını Kutsal KUR'AN 'dır diyor ve Kur'an'ın anlaşılması için cebinden çeviri ücreti ödeyerek İslam’a hizmet ediyordu.

                  
Atatürk'ü anlamak, üretime yönelmektir. 1980'den sonra Türk ekonomisi Batı'nın sömürüsüne açılarak  yerli üretim ötelendi. Montajcılık, ya da dışalım yerleşti. Sanayisiz toplumun kalkınması olanaksızdı. Yabancı sermaye,teknoloji getirmez. Onlar sömürü için pazar arar.  Salt sanayide değil, tarım ve hayvancılık da gözardı edildi. Bugün 100'den fazla ülkeden tarım ürünleri alıyorsak bu, ülkenin yönetimlerinde başarısızlığın göstergesi değil midir?

               ARGE çalışmalarına kaynak ayırmadığımız için yetiştirdiğimiz sebzelerin bile tohumunu dışardan alıyoruz. Oysa Atatürk, " ÜRETEN, MİLLETİN EFENDİSİDİR" diyor ve örnek Çiftlikler, haralar kurduruyor, bizzat kendisi de çalışmalara katılıyordu.


               Atatürk'ü anlamak, savaş sonrasında, savaştığı ülkelerle bile BARIŞ PAKTLARI kurduğunu, ülkenin geleceğini garantiye almak istediğini  kavrayabilmek demektir. YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ ilkesini anlamayanların, ülkemizi  komşularımızla getirdikleri durum ortada. Şimdi kalkar da , " Ülke yöneticileri Atatürk'ü  anlamış" diyebilir misiniz?

                   Komşularla ateş hattındayız? Birilerinin  iç işlerini kendi işimiz gördüğümüzden  iki milyondan fazla  misafirimiz olmadı mı? Onlara sekiz milyar dolar da kaynak ayırdığımız ayrıca millet hakkı... Karıştırılan komşuda yakılan ateşe odun taşıyanlar için Atatürk' ü anlamış  diyebilir miyiz?


                Toplumlar sanatlarıyla vardır. SANATSIZ KALAN BİR MİLLETİN HAYAT DAMARLARINDAN BİRİ KOPMUŞ DEMEKTİR" diyen bir Atatürk yanında,  sanata " ucube " diyen, sanatçıları küçümseyen, ya da yandaş kullanmak isteyenler Atatürk'ü anlamış olabilirler mi? Oysa Atatürk, sanatçılar için,  SANATKAR, TOPLUMDA   UZUN EMEK VE GAYRETLERDEN SONRA ALNINDA IŞIĞI İLK HİSSEDEN İNSANDIR tanımlamasını yaptıktan sonra  da, HEPİNİZ  MEBUS OLABİLİRSİNİZ, HATTA CUMHURBAŞKANI OLABİLİRSİNŞZ, FAKAT SANATKAR OLAMAZSINIZ," dememiş miydi?


           Atatürk'ü anlamak, onun GERÇEKLERİ KONUŞMAKTAN KORKMAYINIZ" sözünde saklı değil mi?  Şimdilerde enteller söz ve yazılarında  nasıl olduklarını yansıtmıyorlar mı?

            HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR  parolasına, sayıları iki yüzü aşan Üniversitelerimizden  ses gelebiliyor mu? Özerk Üniversite özerkliği görebiliyor musunuz? Bunca bilim insanlarından kaçı kişilikli  bir  bilimsellik içeriyor? Daha ilerisi, seçip kutsal çatının altına gönderdiğimiz  vekiller, karşılarında gözlerine batarcasına, yaldızlı, EGEMENLİK KAYITSIZ, ŞARTSIZ MİLLETİNDİR  sözünün gerçek anlamına göre davranabiliyorlar mı?  Atatürk bir düşünce anıtıdır.  Bu anıt millet varlığıdır. 

               En doğal insan hakları için  meydanlardaki insanlara  tomalarla yürümek, sular - sellerle, gazlarla susturmak hangi demokrasinin  vazgeçilmezidir?

             " ULUSAL KÜLTÜRÜMÜZÜ  ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNİN ÜSTÜNE ÇIKARACAĞIZ," diyen Atatürk'ün  yurttaşlık bilincini öteleyenler, sanatsal- bilimsel araştırma merkezleri olabilecek mekânları AVM'lere açarlarsa bunların, Atatürk'ü anladıkları, kentimiz - ülkemiz  İçin daha ileri  atılımlarda olduklarını söylemek mümkün mü?

                
               Bir yurt gezisinde kendisine çiçek sunan bir lise öğrencisine adını sorduğunda "Adalet" yanıtını alır. Ne olmak istediğini  sorunca, "Hemşire " der öğrenci kız. Bu kez Atatürk, " Bu olmaz, senin adın ADALET. Öğleyse sen adalet mesleğini seçmelisin, SÖZ VER" deyince istediği yanıtı  alır. Öğrenci Adalet'i yıllar sonra HÂKİM ADALET HANIM olarak görürüz. Şimdilerde  Hâkim Adalet gibi sözünü tutan gençlerimizin  idealler içinde olduklarını söyleyebiliyor muyuz? Atatürk'ü anlamak, idealist yurttaşlar yetiştirmek değil midir?

               
            Savaş alanlarında, düşünce arenalarında onca uğraş yanında 4000 'den fazla kitap okuyan, okumakla kalmayıp üzerlerine notlar düşen, onlardan yararlanan bir Atatürk yanında okumayan, okullardan Felsefe derslerini, sanat derslerini kaldıranlar, ülke bütünlüğü yolunda Atatürk' ü anlamış, anlayabilmiş sayılabilirler mi?

             Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizi, yabancıların ekonomik bağımlılığından kurtarmak için kurulan fabrikaları "paşalar gibi " satanlar, kapütülasyonları yeniden  geniş boyutuyla hortlatanlar, gece - gündüz ülke varlığı için çalışan Atatürk ve kadrosunu anlamış sayılabilirler mi?

            Ordusunu, yargısını, emniyetini başkalarının önerileriyle yönlendirenler, " ORDUMUZ, TÜRK MİLLETİNİN ÇELİKLEŞMİŞ İRADESİDİR" diyen Atatürk'le yan yana koyulabilir mi? Evet, diyenler olabilirse, onlara " Hadi canım sen de..." demek gerekmez mi?

            
             Atatürk'ü anlamak, ULUSAL SEVDAYA TUTULMAK DEMEKTİR. Bu öyle bir tutkudur ki, Ağrı Dağı'nın yamacında, cepkeninden su sızan bir çobanın üşümesini yüreğinde duymak, Palandöken'de ayağına bir diken batan bir yurttaşın acısını hissetmek demektir.

             Bu yurdu, insanı ve toprağıyla sahiplenerek  özgürce  yaşamak varken, kimi Cumhuriyet düşmanı yobazların karanlık düşünceleri, aydınlık yolda parlayan ışıkları söndürmeye çalışmaları  yeni değildir. Karşı devrimcilerin halkı uyandırmak gibi bir düşünceleri asla olmadı. Onlar bulanık suda balık avlamayı kar sayan aymazlardır.  Ulus çıkarını öteleyenlerden Atatürk'ü anlamaları beklenebilir mi?

             Bizdeki kara düşünceliler, kendi değerlerimizi ötelerken, dünya erklileri Atatürk için bakınız ne diyor:

             "ATATÜRK, DÜNYADA HALEN DEVAM EDEN ÇOK ÖNEMLİ BİR MİRASA SAHİP, ÇOK BELİRLEYİCİ OLAN BİR ŞEY YAPTI. BİZ ZAMAN ZAMAN BATI'DA ATATÜRK'ÜN YAPTIĞINI  TAM ANLAMIYLA  KAVRAYAMADIK  Bu, benim akademik bilgimin borcu." Bunları söyleyen ABD'nin Savunma Bakanı şöyle sürdürür konuşmasını.

            " ATATÜRK'ÜN HAYATI ABD OKULLARINDA, DERS KİTAPLARINDA OKUTULMALI." Batı böyle derken Doğu'da, Çin'de  29300 devlet lisesinde okutulan  dört dünya liderinden biri olarak  ATATÜRK  çoktan yerini almıştı. Daha da yenisi, ABD’de yapılan," SON YÜZYILIN LİDERİ" anketinde yine, Atatürk %31 oyla  BİRİNCİ SIRAYI aldı.
           
             Atatürk'ü büyülten nedir?

            Salt asker  oluşu değil elbet. Askeri utkuyu diğer utkular için bir zemin sayar O. Hatta , " MİLLETİN HAYATI TEHLİKEDE OLMADIKÇA SAVAŞ BİR CİNAYETTİR" der. O'nun asıl tutkusu " YURTTA VE DÜNYADA BARIŞ"tır. 

            " ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR" diyen Atatürk, ezilen ulusların da uyanmasını sağladı. İslam ülkelerindeki durağanlığı, LAİKLİK sistemini getirerek TÜRKİYE'Yİ YILDIZLAŞTIRDI. Laikliğin verdiği açılımla Türk insanı kendine  çağdaş dünyada yer edindi. Eğitimde yeni ABC İle hızla ileri yürüdü.  Dilde öze dönüldü. Hukukta evrensel ilkelere yönelindi.

            Batı, henüz kadınlara ikinci sınıf insan gözüyle bakarken Atatürk Türk KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKINI SAĞLADI.  

            Bugünlerde  LAİKLİĞİN ÖNEMİ DAHA NET ORTADA. Mezhep kavgaları ve kırımları İslamiyet’i zora sokuyor. Bölgemiz kan gölü. Herkes herkese karşı.  Yaşam çocuklara dahi haram. Mezhepler ölüm ayrılığı. Doksan yıldır Türkiye bu sistemin güvencesiyle huzurlu.

            Laikliği engel görenler, Tanrı'nın verdiği VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNE  de karşılar. Günümüz aymazlarının  ülkeyi taşıyacakları ortamı gördükçe, onların Atatürk'ü anladıkları, kavradıkları söylenebilir mi ?

             Atatürk'ü anlamak demek, salt yurdun korunmasını sağlamak değil, onun bilimle ilerlemesini de sağlamaktır. İnsanları ekonomik özgürlüğü yanında  vicdan özgürlüğü içinde yaşamalarını sağlamaktır.

             Atatürk'ü anlamak, milletin vergisiyle saltanat sürmek değildir. Binlerce odalı SARAYLAR ve onlara yapılan harcamalar Atatürk anlayışına taban tabana  zıttır. Devlet kiracı da olmaz. Devlet hizmetini yürütenler mütevazı yaşamak zorundadır. Erklilerin kullandıkları uçaklar, helikopterler, zırhlı çok sayıda özel araçlar... Lüksün yerine eldeki araçlar  yıllarca bu ülke yöneticilerine yeter. Batı'dan hiç mi örnek almazlar? Dikta anlayışının olduğu yerde aşırı lüks de artar.

             Bizdeki, devletin araç sayısı 125 bin ( Y.Özdil ) olarak açıklanıyor. Bir de zengin ülkelere bakınız. Japonya 10 bin,  İngiltere 12 bin,  Almanya 11 bin,  Fransa ise 9 bindir. Onların milli gelirleriyle bizimki arasında dağlar olduğu gibi gelir dağılımında da uçurum derinleşiyor. Milyonlar ayakkabı bulamazken İstanbul'da dolar milyarderinin sayısı 37 olarak açıklanıyor!  ATATÜRK'Ü ANLAMAK MİLLETE HİZMETTİR. Ülkenin kaynaklarını birilerinin çıkarına sunmak asla değildir.


            Atatürk'ü anlamak, insanların ırkına, dinine, rengine, sosyal statüsüne göre ayrıştırmak değil, her ortamda insanlık ve eşit  yurttaşlık bilincine göre hizmet edebilme aşkıdır. 

            Biraz ulusal ve evrensel düşünebilen aklı öne alır, satrancın bir sonraki hamlesine göre gardını alır. Bizde bu yok. Erkliler bodur düşünceliler.  Kişisel hırslar ülke çıkarlarının üstünde görülür. Bu anlayış " CUMHURİYET KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR." Bakışına terstir. 

             Atatürk, tüm insanlarımızı ulus bilinciyle, eşit YURTTAŞLIKta birleştirirken, şimdilerde etnisite ile ayrıştıranlar  ülke insanlarını birbirlerine kuşku ile bakar hale getirdiler. Bu TEK ULUS - TEK BAYRAK - TEK VATAN  söylemine terstir.

          Borçlu olanın benzi sararır. Bağımsız olmak güçlü olmakla olasıdır. Bunun için Atatürk öncelikle devlet borçlarını ödemekle işe başladı. Şimdilerde ülke ekonomisi yabancı sermayeye teslim edildi. AVM'ler ' Bankalar,  Borsa sıcak paranın tutsağı. Küreselleşme uyutmasıyla KÖLESELLEŞME getirdiler.

           Lozan'da zamanı en çok alan madde kapütülasyolardır. Onu kaldırmak yüzyılların başarısıdır. Şimdilerde  elimizle bizimkiler çağırdılar ve ülke değerlerimizi ikram ettiler. Satılanlar sizin değildir. Toprakları satışa çıkarmaksa vatana ihanettir.  Günümüz yöneticileri için  Atatürk özeninde olduğunu  söylemek olası mıdır?

            Milenyumun başında, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK  yalanıyla SEVR’in yeni versiyonu  olan  ARAP BAHARI  da denen BOP projesinde ipin ucunda Türkiye’nin olduğunu göremeyen EŞBAŞKANLARIN  varlığını gördükçe, Atatürk’ün dehasına alkış tutmaz mısınız?

           Atatürk düşüncesinde yurttaşlar özgürdür. Başkalarına zarar vermeden yaşamak, girişimlerde bulunmak en doğal haktır. Üreten milletin efendisidir. Ancak, ÖZGÜRLÜĞÜN DE BİR SINIRI VARDIR. Hiç  bir kişi, ya da grup ülke düzenini bozma özgürlüğüne sahip değildir.  Yasalar çerçevesinde güvende yaşanır.  Şurası  da unutulmamalıdır:

            HİÇBİR YÖNETİM  YA DA DEVLET, KENDİNİ YIKMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KİMSEYE  TESLİM ETMEZ, BU DEMOKRATİK BİR HAK DEĞİLDİR.

Kazım Memiç 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder