“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

21 Aralık 2016 Çarşamba

“Ondandır” … “O da ondandır”


7-8 yıl önce doktora gittim. Şikayetlerim üzerine tahliller yapıldı. Tahlil sonuçlarında olumsuz bir şey çıkmayınca şikayetlerimin nereden kaynaklanabileceğini sordum. Genç doktor “Ondandır.”dedi. Ya şu şikayetim? “O da ondandır.”

“Ondandır” cevabı birçok şeyi ima eder. Benim için etse etse ihtiyarlığı ima eder diye düşündüm ve doktora kızdım içimden. Doktorlar bu son birkaç senedir böyle bir şey deseler alınmazdım. Ama kendimi yaşlı delikanlı hissettiğim anda böyle imalı cevap, haliyle üzdü beni. Ne yaptım dersiniz?
Başka doktora gittim. Doktor bey, “kafana takma şuradan 10 kişi çevirsek 8 kişide senin şikayet ettiğin hal bulunur.” diyerek moral verdi bana.

Şimdi bunu anlatmamın sırası mı?
Sırası değil mi? Öyle ya patlamalar bütün dünyada duyulurken, ortalık toz dumanken… Hah,  işte ben de bu kaosun eşiğinde olmamızın sebebini yazacaktım. Sözü eğitime getirecektim ancak, anlaşılan giriş biraz uzun oldu. Neyse…

Memleket ahvali ile ilgili birinci şikayetini düşün içinden, düşündün mü? Sebebini söylüyorum: Ondandır.

Şimdi diğer şikayetlerini düşün. O da ondandır.

“Ondan” derken neyi kast etmiş olabiliriz? Tabii, cehaletimizi...

Cehalet, ya da cahillik: bilgisizlik halidir. İnsanın farkında olmama halidir. Ancak aşağılama halinden tutun da birçok hal için kullanılmaktadır. Bizim olumsuz sıfatları kullanmayacağımızı bilirsiniz. Bu kavramı okumamış anlamında da kullanmıyoruz.

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek âlimler çıkabilir." (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Durup dururken de ele almadım bu konuyu. Bir önce yazımda OECD tarafından yapılan PISA 2015 hakkında yazılardan alıntılar alarak (bkz. http://sabahattin1943.blogspot.com.tr/2016/12/gunes-umuttan-simdi-dogar.html ) hâli pürmelalimize değinmiştim. Şimdide PISA kadar ele alınmayan, pas geçilen PIAAC (Programme for the International Assesment of Adult Competencies) Türkçesi ile “Yetişkin Becerilerinin Milletlerarası Değerlendirmesi”. Raporu üzerine yazılanlardan alıntılar yapacağım: Tek cümle ile karnemiz PEKZAYIF…

Karnemizi düzeltmek için de, her şeyden önce “Liyakat sistemini yerleştirmelidir. Bu sistemi umarım sizler de istersiniz. İstemez misiniz?

“…. İllâ benzetme yapılacaksa şu soruyu sorunuz: Sevdiğiniz kritik bir ameliyata girecek. Usta bir hekim ve ekip mi istersiniz, belediye başkanının tayin ettiği torpilli köylüsünü veya çalınmış sorularla o mevkiye gelmiş kardeşimizi mi? (Prof. Dr. İskender Öksüz)

Aziz vatanımızın bölünmemesi, yüce milletimizin ameliyatlık olmaması için tezden liyakat sistemi getirilmelidir.

Aklınıza geliyordur; herkes büyük büyük sistemlerden söz ederken bizim hoca liyakatten söz ediyor.

İşlerin bu hale gelmesinin sebeplerinden birisi, belki de en önemlisi işlerin ehline verilmemesidir. Bir ağabeyimiz sık sık “Düştüğümüz yerden kalkacağız.” derdi. Evet…

Özetleyelim, Türkiye Cumhuriyetinin büyük bir bunalım içinde olması nedendir? Ondandır. Çare? Çare biziz. “Belirteyim ki en önemli, en esaslı nokta eğitim meselesidir. … Bir milleti, hür, bağımsız, şanlı, üstün bir toplum olarak yaşatan da köleliğe, yoksulluğa düşüren de eğitimdir.”(Mustafa Kemal ATATÜRK)
Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul


 pısa raporları ile ilgili görsel sonucu



OECD, büyüklerin becerisini ölçen bir test de geliştirdi

PIAAC ( Programme for the International Assesment of Adult Competencies)
         Türkçesi ile “Yetişkin Becerilerinin Milletlerarası Değerlendirmesi”.

PIAAC şunları ölçüyor:   (16-65 yaş aralığında)
·        okur-yazarlık (literacy),
·        sayısal beceri (numeracy) ve
·        teknolojice zengin ortamda problem çözme.

Böylece eski gençlerin bugünkü hallerini de görüyoruz.
Maalesef bu resim de PISA kadar karanlık:

·        Okur-yazarlıkta testin yapıldığı 33 ülke arasında 31’inci, yani sondan üçüncüyüz. Sadık dostumuz Şili yine bizi kurtarıyor, bir de Jakarta… (Endonezya OECD ülkesi değil, fakat başkent Jakarta’da OECD’nin bir bürosu var ve sadece o şehirde PIAAC uygulanmış.)
·        Sayısalda yerimizi koruyoruz, yine sondan üçüncüyüz. Ancak Şili ile Jakarta, altımızda yer değiştirmiş.
·        Teknolojice zengin ortamda problem çözme, bilgisayar kullanımına dayanıyor. Sonuncuyuz. Bu dalda maalesef Jakarta’da henüz anket yapılmamış. Şili haini ise bizden iyi puan almış.
*
Çarpıcı olan insanımızın eğitimsizliği değil, eğitimimizin beceri kazandırmaması.
Eğitimcilerimizi de bu eğitim sistemi eğittiğine göre bir çaresizlik çemberindeyiz. Beceriksizden beceri çıkmıyor.
*
PISA’da dökülen çocuklarımızı eğiten, PIAAC’de dökülen yetişkinlerimizi bir zamanlar eğitmiş olan eğitimimizin hâli bu! Eğitenler de üniversitelerimizin ürünü. İncil’deki bir sözü hatırlıyorum:
Yiyecek kokmasın diye tuzlarlar. Peki, ya tuz kokarsa?
Prof. Dr. İskender Öksüz
***
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM, 28 Haziran 2016 tarihinde yayımlanan OECD’nin Yetişkin Yeterliklerinin Uluslararası Değerlendirilmesi Programı (PIAAC) kapsamında 2016 yılı “Yetişkin Becerileri Taraması Raporu”nu Türkiye açısından değerlendirdi.
Rapor; 16 - 65 yaş aralığındaki yetişkinlerin sözel beceriler, sayısal beceriler ve teknoloji yoğun ortamlarda problem çözme becerileri alanlarında yeterlik düzeylerini değerlendiriyor.
TEDMEM’in çalışmasında öne çıkan sonuçlardan bazıları şöyle:
·        Yetişkinlerin büyük bir kısmı çağın gerektirdiği becerilerden yoksun
·        Türkiye, eğitim seviyesi ve sözel beceri arasındaki ilişkinin en zayıf olduğu iki ülkeden biri
·        Oecd ülkeleri içinde kadın ve erkek arasındaki en büyük beceri farkı Türkiye’de
·        Yetişkinler zorunlu eğitimden sonra kendini geliştiremiyor
·        Yetişkinler iş yerlerinde ve günlük hayatlarında becerilerini kullanamıyor
·        Türkiye’de daha üst düzeyde beceriye ve daha yüksek bir eğitim seviyesine sahibi olmak istihdama olumlu etki etmiyor
·        Türkiye’de temel becerilerde yeterlilik düzeyi arttıkça insanlara güvenme düzeyi sınırlı kalıyor

Netice 2 temel soruna işaret ediyor:
1.     Yetişkin nüfusun kayda değer bir kısmının en temel düzeyde okuma yazma, okuduğunu anlama ile sayıları anlama ve sayısal işlem yapma  
2.     Temel becerilere üst düzeyde sahip olan nüfusun OECD ülkeleri ile kıyaslandığında alarm verici biçimde düşük oranda olduğuna.

Raporun tamamı için: https://tedmem.org/yayinlar

***
OECD, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programının aynısını yetişkinlere de uyguluyor. Araştırma ve değerlendirmesi iki yıl süren Yeterlilikler Uluslararası Değerlendirmesi Programı (PIAAC) 2016 yılı raporu OECD’nin WEB sayfasındaki yerini aldı. Türkiye raporu görmezden geliyor. 
*
Özet olarak; Türkiye eğitim sistemi, söz konusu testle ölçülmeye çalışılan nesiller arası hareketliliğe herhangi bir etkide bulunmuyor. Okulları kapatsanız, Eğitim Bakanlığını lağvetseniz de bu sonucu alırsınız.
Ünal Özmen, 09.07.2016
***
Biz galiba bu sonuçların ne anlama geldiğinin idrakinde değiliz. Sanki futbol takımımız bu sefer elenmiş de bir dahaki sefere daha iyi oynarız gibi, antrenörü değiştirirsek her şey düzelecekmiş gibi tepki veriyoruz. Bu hezimetler bir dahaki sefere düzelecek hatalar değil. Bu sonuçlar bize seksen milyonun okullarının eğitemediğini, bu okullara gitmekle insanımızın pek bir şey kazanamadığını söylüyor. Orta gelir tuzağı denilen hâlin kök sebepleridir bunlar. Bağımlılığın, başkalarına mecburiyetin, kabiliyetli gençlerimizin yurt dışına kaçmak için fırsat kollamalarının, en iyi beyinlerimizi kaybetmemizin...
Hatta dükkân, kooperatif, marka isimlerinde yabancılara imrenip bilir bilmez yabancı dillerde adlar kullanmamızın; kültür tahribatının da sebebi bu hâlimizdir. Marka adlarında yabancı dillerin hâkimiyeti; "onların, ötekilerin" bizimkilerden kaliteli olduğunun şuurlu veya şuursuz farkında olmamızdandır. Bu farkındalıktandır ki meskende değil "residence"ta oturur, mevki değil "lokasyon" seçeriz; seçkin değil, birinci sınıf değil, "Premium" otellerde hatta "hotel"lerde kalırız.
Ülke olarak aldanmalarımızın, yanlış seçimler yapmamızın, yanlış yollara girişimizin kökünde de eğitemeyen eğitim kurumlarımız var. İnsanlarımızın teröre, sapık ideolojilere kanma sebebi budur. Bunların rövanşı, bir dahaki seferi yok. Niteliksizlik dibi görünmeyen bir helezondur. Bir önceki halka bir sonraki düşüşün sebebidir.
1920'lerde, 1930'larda okuryazarlık oranımız çok düşüktü. Yüzde 7 civarındaydı. Kadın nüfusunda bu oran yüzde 5'in de altına iniyordu. Bir an önce bu seviye yükselsin diye okullar açtık. Hem ne yapılacağı, nasıl yapılacağı belliydi hem de bunları yapacak niteliğe sahip insanlarımız hâlâ vardı.
Bugünkü halimiz daha acıklı. Okullarımız var, adım başı üniversitemiz var. Fakat sıkıntımız nicelikte değil, nitelikte ve nitelik düşüklüğünün tedavisi maalesef daha zor. Azı çoğaltabiliyorsunuz. Ama on niteliksiz, bir nitelikli adam eğitemiyor.
Ozan Arif, 8 Aralık 2016
***
Türkiye isterse 10 yılda OECD ortalamasını yakalar
Bu çağda başarılı olan eğitim sistemlerine bakarsanız şu basit formülü görüyorsunuz:
Çocuklarını iyi yetiştiren ülkelerde eğitim politikaları en geniş kesimlerin katılımıyla, partiler üstü milli bir mesele olarak ele alınır. Eğitim gibi uzun solukta sonuç alınan bir alanda her hangi bir değişikliği keyfe keder yapmak bir ülkeye yapacağınız en büyük zarar. O nedenle reformun ilk adımı geniş bir tartışma zemininde tüm sistemi masaya yatırmaktır.
Bu modern sorun çözme mekanizmasının aslında bizim geleneğimizde olan bir yöntem. Evet, Cumhuriyet’le yaşıt Şura geleneğinden söz ediyorum. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı koşullarında bile toplamayı başardığı geniş tartışma ortamı, çözüm arayışı platformundan söz ediyorum. Toplanacak yeni eğitim şurası tüm kesimlere açık olmalı ve tek bir soruya yanıt bulmalı: Gençlerimizi 10 yılda OECD ortalamasına taşımak için kısa, orta ve uzun vadeli adımlar nelerdir?

Dert bizim, çare biziz!

Türkiye’nin eğitim alanında yaşadığı çözümlerin hepsi yine Türkiye’de var. Türkiye’de eğitimi dünya standardında yapan çok iyi okullar, dünyaya yön verecek kapasiteye sahip vizyoner eğitimciler var.
Sorun ne iktisadi sermaye sorunu ne de beşeri sermaye sorunu. Bizim eğitimdeki en büyük sorunumuz var olan bu kaynakları çözüm odaklı bir platformda toplayamıyor oluşumuzda. Şura işte bu boşluğu doldurmak için atılacak ilk adımdır. Şimdi bu adımı atmanın tam zamanıdır. O sebeple, bana “Ne yapmalı?” diye soranlara uzun uzun çözüm önerisi sunmak yerine çözüm aracı sunuyorum:
Eğitim şurası, hemen şimdi! Çünkü dert bizimse, çare bizdedir.
Selçuk Şirin
http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/selcuk-sirin_530/kusura-bakmayin-egitim-yazdim_40310832
********************************


5 yorum:

  1. Allah Razı olsun.Canına sağlık Ömrüne bereket.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Hayati Bey,
      Allah (cc) hepimizden razı olsun. Hayırlı günler dileğiyle selâmlar...

      Sil
  2. Merhabalar Sayın Hocam.
    Milli Eğitim Bakanlığı gibi bir bakanlığı ehline vermezsen, hatır gönül için peşkeş çekersen olacağı budur.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey,
      Düşüncenize katılıyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle selâmlar...

      Sil
  3. Bir iktidar eğitimi ve okulları,kendi ideolojisinin arka bahçesi olarak gördüğü sürece istenilen seviyeye ulaşmamız hayal olur.

    YanıtlaSil