“Batıl / yanlış şeyleri söyleyerek insanlara nasihat eden, konuşan şeytandır. Hakkı söylemekten sakınan ise dilsiz şeytandır.” (kelâm-ı kibar)

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Enine boyuna düşünüp gereğini yapmalıyız




Çok değer verdiğim, sevdiğim ve saydığım kıymetli bir büyüğümün, telefon konuşması sırasında bir sitemi oldu bana. Dostun siteminin nasıl bir etki bırakacağını tahmin edebileceğiniz için bu an ne durumda olduğumu anlatmayacağım, zaten anlatamam.
Şöyle bir konuşma geçti aramızda:
-         “Büyük deden âlim, deden hoca, annen dindar… sen nasıl solcu olursun?”
-         “Yani, dindar olmadığımı mı söylemek istiyorsun?”
-         “Yoo, hayır öyle demek istemiyorum; dindarsın.”
-         “Peki, ne demek istiyorsun? Solcu olduğumu kim söyledi?
-         “Birinden duydum. Sen nasıl oy verdin?”
-        
Sabahattin solcudur, o halde şöyle oy vermiştir diye tahmin edilmiş,  öyle ya oy kabininde yanımda kimse yoktu.
16 Nisan 2017 halkoylamasıyla ilgili tespitlerimizi, kanaatlerimizi ve konu ile ilgili alıntıları olduğu gibi yazdım; ancak hiç kimseye tesir etmeye kalkmadım. Oyumun rengini de belli etmedim.
Solculuğumuza gelince, hiç kimseye, hiçbir vakit solcuyum veya sağcıyım demedim. Her zaman solculuğun ve sağcılığın göreli bir kavram olduğunu belirttim. Bu konudaki bazı anılarımı da yazdım. Kısaca tekrar yazayım:
1974’te Van’ın bir ilçesindeki ortaokulda görevliyim. İlk günler, okuduğum gazeteye bakarak solcu ilan ettiler beni. Çok geçmedi yörenin milletvekili parti değiştirdi. Bu kez, gariptir,  aynı kişiler sağcı ilân ettiler beni.
1977 Tekirdağ’da bir hizmet içi kursuna katıldım. Orada solcu olarak görüyorlardı beni. TODAİE’de de sağcı olarak görüyorlardı beni. İşte bunun için sağcılık solculuk kavramları görelidir diyorum.
Ben Elhamdülillah Müslümanım. Akılcı, laik, demokratik ve sosyal adalet yanlısı bir cumhuriyetin olmasından yanayım. Bu ilkelerin İslamiyet’le çelişmediği de ortadadır.
Konu sadece beni ilgilendiriyor olsaydı bunları yazma gereğini hissetmezdim. Ama durum ciddileşti, kritikleşti. Keskin bir viraja gelmiş bulunuyoruz.
Ne yapılmak isteniyor?
Zihinlerde kutuplaşma yaratıldı, şimdi ayrıştırmaya mı sıra geldi?
Dinimiz, siyasete edilebileceği kadar alet edildi ve yozlaştırıldı. Şimdi başka planlar mı var?
Uzatmayayım. Ben âlimlere, bilhassa din âlimlerine ve din görevlilerine yanlış imalarından dolayı sitemlerimi yazmıştım. Şimdi ise, açık açık diyorum ki; dini siyasete alet edenlere; dini gerçekleri, menfaat uğruna gizleyenlere ve saptıranlara hakkımı helâl etmeyeceğim. Onlar yüzünden sitem altında kaldım.
Üzüntümüz bu kadarla sınırlı değil ki; sayısız ilâhiyatçımız var. Çokları sessiz kaldılar. Anladık korkuyorlar; ama korku bir yere kadar. Din diye diye dine zarar verme çalışmaları olunca susmamak gerekir. Bu ilâhiyatçılar, Yeter artık! diyebilmeli ve Kur’an’ı Kerim’in ayetlerini ortaya koymalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız Feto olayı ile ilgili özür beyan etmişti. Tekrar özür beyan edecek durumlara düşmemeli ve toplumu, hiçbir kimsenin etkisi altında kalmadan aydınlatmalıdır.
Etmelidir, yapmalıdır vb. ifadelerimizi hoş görün. Biliyorum ki benim yazımı bu zevat okumayacaktır. Okuyanlar da bunu dua olarak kabul etmeli. Açık deyişle  din âlimlerimizin görevlerini hakkıyla yapması için Allah’a duacıyız.
Sözde siyasetçilerin de siyasetin ne olduğunu, niçin ve nasıl yapıldığını öğrenmeleri için yine Allah’a duacıyız.
Vakit henüz geçmemiştir.  İnşallah kendimize geliriz ve enine boyuna düşünüp gereğini yaparız.

Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 03. 05. 2017





1 yorum:

  1. İnsanları; güzel insan,güzel fikirli,şu şekilli demek...Biz öğrtmenlerin işi asla değil.Biz insanlara hep o yaradanın güzel gözüyle gördük,evdik,devam edeceğiz.Sadece tek bir soruya cevap vermek çok zor.Yatağa başını koyduğunda bugün ALLAH için ne yaptın?gerisi teferruat farklı sevinç,farklı keder...

    YanıtlaSil